8 Haziran 2013 Cumartesi

Pantolonun Üzerine Don Giydirmek İsteyen Diktatöre İsyan

30 Mayıs Perşembe günü…Bir gün öncesinde Başbakan,  “siz ne yaparsanız yapın, biz kararımızı verdik yapacağız” diye çıkışınca açıkçası Gezi Parkı’na polis müdahalesinin gecikmeyeceğini düşünmüştüm. Nitekim güne polisin Gezi Parkı’ndaki direnişçilere gaz bombalarıyla müdahale edip çadırlarını yaktığı haberiyle başladım. Gecikmeden Gezi Parkı’na gidince gördüğüm manzara şöyleydi: Polis tarafından yakılmış çadırlardan geriye kalan küller, sabaha karşı uykunun en koyu yerinde baskına uğramış geçlerin yorgunluğu, kısa sürede parkı dolduran insan akını.



Parkta biraz turlayınca karşılaştığım iki görüntü ise bir gün sonra Türkiye tarihinin en büyük halk hareketine öncülük eden bu gençlerin kimliği, kişiliği konusunda çok şey anlatıyordu.



Sabaha karşı baskına uğramış yirmili yaşlarında bir genç, çadırını tekrar kurmuş içine sırtüstü uzanmış kitap okuyordu. Politikacılar açıklama yapıyor, gazeteciler soru soruyor telaş artıyordu ama bu genç kitaba dalıp gitmişti. Woody Allen’ın aynı zamanda tiyatro oyunu olan “Tekrar Çal Sam” adlı kitabıydı bu.



Kitabı okumamıştım ama oyunu seyretmiştim. Bu oyunu 2008 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Şehir Tiyatroları sahneye koymuştu. Şimdi elinde Woody Allen'ın  kitabıyla genç eylemcinin parktaki ağaçları kesmemesi için kendisini siper ettiği Kadir Topbaş yönetimindeki İBB…



Parkta Woody Allen  okuyan bu gence sonraki günlerde (cumartesi günü) Taksim alanına girmek için polisle mücadele ederken tekrar rastladım. Gaz bombasına maruz kaldığı için kızaran gözlerinde kararlılık vardı. Sırt çantasında ise muhtemelen henüz bitirmeye fırsat bulamadığı kitabı.



Başbakan kitap okumaya vakti olmadığını, danışmanlarının hap haline getirdiği kitapları (özetleyerek) bir seferde yuttuğunu söylemişti bir söyleşisinde. Şimdi danışmanlarına tavsiyemiz mümkünse Woody Allen'ın  kitaplarını, filmlerini de hap haline getirip başbakana yuttursunlar belki o zaman bu gençlerin neden ayaklandığını anlar.



İşte 2013 yılının Türkiye’sinde, kentlerin neredeyse tüm yeşil alanlarını yağmalayan politikalara imza atan başbakan elinde kitapla ağaçları savunmaya çalışan bu gence çapulcu diyordu. Bir daha kayda geçsin diye tekrar edelim: “Daha birkaç saat önce sabah uykusunda biber gazı baskınına uğramış bu genç, parkın bir kenarında sakin sakin Woody Allen okuyor ve başbakan da bu gencin karşısına evlerinde zor tutuğu yüzde elliyi çıkarma hesapları yapıyor.

Zeka ile felsefenin, mizah ile cinselliğin, farklı olanın yaratıcılığı ile klasik  olanın iç içe geçtiği bir kişiliği biraz da bu kitaplardan alıyordu gençler. Woody Allen'ın  muhtemelen Bananas adlı filmini de seyreden bu gençler  San Marcos diktatörlüğünde, filmin baş karakterinin şu sözlerini hatırlayıp  harekete geçmiş de olabilirler:

"bundan böyle İsveççe konuşulacak, altınıza don giyeceksiniz, görebilmemiz için pantolonun üzerine giyeceksiniz , 16 yaşından küçükler artık 16 yaşında sayılacaklar ! "

Gençlerin, “ne kadar da tanıdık” diyecekleri benzerlik bu kadar da değil. Yukarıdaki sözlere karşılık bir gerillanın faşizmin akıllı işi olmadığını söylemesi ve "başa geçince kendini kaybetti." demesi  de cabası.


Woody Allen bu etkileyici filminde emperyalist ABD’nin hegomonyası altına girmiş üçüncü dünya ülkelerindeki diktatörlüklere de gönderme yapar. Belki de gençler yakın zamanda bir üçüncü dünya diktatörünün Obama ile yaptığı görüşmeyi anımsamışlardır, kim bilir.

***


Evet , direniş çadırında Woody Allen'ın  Tekrar Çal Sam kitabını okuyan genç eylemcinin yarattığı çağrışımlar altında dolaşmaya devam ederken bu sefer parkta henüz iş makinaları tarafından sökülmemiş  bir ağacın gölgesinde kitap okuyan genç bir kadın eylemciye rastladım.


Bu sefer elindeki kitap benim için daha da tanıdıktı. Erdal Öz’ün adını Turgut Uyar’ın etkileyici dizesinden alan “Gülünün Solduğu Akşam”  adlı kitabı. Turgut Uyarın "herkes ne zaman ölür elbet gülünün solduğu akşam " diyerek içimizde duygu fırtınaları estiren dizesi Erdal Öz’ün  Deniz’lerin idamını anlattığı belgesel romanıyla birleşince ortaya bir destan çıkıyordu. Hüzünlendiren, coşturan öfkelendiren  ama mutlaka “ben de bu yolda gitmeliyim” dedirten bir kitaptır Erdal Öz’ün romanı.



 Öz, Gülünün Solduğu Akşam’ı şu cümlelerle sunuyor okuyucuya: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil" ve daha niceleri. Mamak Askeri Cezaevinde bu çocukların çoğuyla konuşmuştum. Deniz'le anlaştığımız gibi, tuttuğum notlardan yola çıkarak bir roman yazacaktım. Sorduğum sorularla onları sürekli küçük ayrıntılara yöneltmeye çalışmıştım. Roman, bu ayrıntılardan doğup gelişecekti. Ne yazık ki iş yarım kaldı. Hele belgesel bir roman için elimdeki notların yetersizliğini görünce böyle bir çalışmaya girmekten vazgeçmek zorunda kaldım. Yıllar sonra, bir başka biçimlemeyle, sonunda oluşturabildim bu kitabı. 'Gülünün Solduğu Akşam', serüven dolu sürükleyici bir roman gibi de okunabilir. Ama acı ve hüzün yüklü bir kitap olduğu da bilinmelidir. Anı, belge, anlatı karışımı bu kitabı dilerseniz bir roman gibi okuyun; yeter ki sizde bırakacağı hüzün kalıcı olsun.



***



Bu halk hareketinin niteliği üzerine bir gazeteci abimizle sohbet ederken şöyle bir belirleme yapmıştı: Bu hareketin öncüsü gençler. 68 gençliğinin günümüzdeki versiyonları. Bu hareketle Türkiye’de 12 Eylül’ün başlattığı süreç bitmiştir.”


Denizler’in yarım kalan serüvenini anlatan Erdal  Öz ve  Denizlerin  daha nice arkadaşlarının özgür birer birey   olarak yetiştirdiği gençler, “Kıyak” kafalarına göre takılıp bir yandan  babalarının destansı mücadelesini anlatan bir yandan da mizahı, felsefeyi, zekayı, muzırlığı anlatan kitapları okuyorlar,haberiniz olsun Başgan'ım.. En azından benim tanık olduğum bu iki genç çapulcu, senin biber gazı mangalarına karşı günlerce direnişe geçmeden hemen önce bu kitapları okuyorlardı.. Ayaklanmalarına, birkaç ağaç için canlarını ortaya koymalarına bir türlü anlam veremediğin,  Gaz bombalarından korunmak için limon , sirke, süt tutan o genç ellerde az önce işte bu kitaplar vardı...


 

“Altınıza don giyeceksiniz, görebilmemiz için pantolonun üzerine giyeceksiniz” diyen diktatöre boyun eğmiyorlar. Kentin en ortak kamusal alanını özel şirketlere AVM adı altında peşkeş çekmek isteyen,  ihale peşinde koşan, TOKİ’nin çakma  rezidanslarında oturup çakma Osmanlı kışlasına tarihi eser muamelesi yapan bir nesil yetiştirmek isteyen zihniyete papuç  bırakmıyorlar. Gençler, okumak, konuşmak, gezmek, eğlenmek, anlamak, anlatmak yani yaşamak istiyorlar. Işık Evlerinde Maklubeye kaşık sallayıp  danışmanlarınızın hazırladığı hapı yutmak istemiyorlar. Pantolonun üzerinde don giymek istemiyorlar, anlayın artık…




Bu yazı Yurt Gazetesi'nin 8 Haziran 2013 tarihli Kültür Eki'nde yayınlanmıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder